duyurulur: deniz mevsimi açıldı.

 

olimpos

nisan sonunda olimpos-çıralıdaydık. son 4-5 yıldır yolumuz düşmüyordu, ama yıllarca her yaz giderdik olimposa, bizim D. daha emeklerken oralardaydık. ödüm kopuyordu ya bozulduysa çıralı, turistin elinde oyuncak olduysa diye…

naçizane tespitlerim şunlardır: bahçesine çadır kurduğumuz pansiyonlar “butik oteller” e dönüşmüş. fena mı olmuş derseniz, e aslında pek de fena olmamış. 20’li yaşlarda çadır- madır farketmiyordu da, 40’lara gelince bende bi şımarıklık peydah oldu, ferah bi oda, temiz bi banyo istiyor insan. sahildeki -her yaz yeniden yapılan- derme çatma lokantalar yerlerinde duruyorlar. ama artık derme çatma değiller. şükür plastik sandalye-masa dekorasyonuna gönül indirmemişler, hemen hepsi ahşap malzemeler kullanmışlar. yüksek perdeden müzik de çalmıyorlar e daha ne olsun. özlemişim çıralıyı, portakal çiçeklerinin kokusunu, balığını, rakısını, salatasını…

şu hayatta değişim belli ki kaçınılmaz yeter ki can sıkıcı olmasın.

e denize de  girdim elbet. soğuk deniz yokmuş az bira varmış meğer. yani deniz mevsimini akdenizde açmış bulunuyorum, darısı burgazadanın, kınalıadanın başına…

bu yazının tarifi pek leziz, pek kolay. balık, salata ve sebzeli mısır ekmeği şahane akşam yemeği oldu. buyrunuz tarif aşağıda.

sebzeli mısır ekmeği

IMG_2204

malzemeler:

  • 2 su bardağı mısır unu
  • 1 su bardağı beyaz un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı toz şeker
  • 2 yumurta
  • 1 + ½ su bardağı süt
  • Yarım su bardağından biraz fazla zeytinyağ
  • Pırasa, kırmızı kapya biber, kuru soğan, havuç, maydonoz, dereotu

tarif:

biber, soğan ve pırasayı küçük küçük kesin, havucu rendeleyin ve az zeytinyağ ile kavurun.

mısır ununu -yağsız, hafifçe rengi dönene kadar- kavurun. Soğuyunca diğer kuru malzeme (un, tuz, şeker kabartma tozu) ile karıştırın.

Yumurtaları iyice çırpın, süt ve yağ ile karıştırın.

Kuru malzemeye ekleyin. Pütür kalmayacak şekilde iyice karıştırın. Sebzeleri ve ince kıyılmış maydanoz ile dereotunu da ekleyin. Yağlanmış cam fırın kabına (ben kare bir kalıp kullandım) dökün. Isıtılmış fırında 180° derecede 40-45 dakika pişirin.

Afiyet olsun.

bugün ne pişirsem? karnabahar çorbası…

şubat ayının en eğlenceli günü 2 Şubat, bizim D.’nin doğumgünü.  ama bu sene biraz tuhaf oldu, D. sömestr tatilini fırsat bilip Vancouver’a arkadaşının yanına gitti. ilk defa doğumgününde birlikte değildik. 19 yılda bir olur böyle şeyler diyoruz:) artık biz de 19 yıl öncesinin 2 günlük bebeği için pasta yaparız.

D.nin yokluğunda ev sebze bahçesine döndü. onun sevmediği ne varsa pişirdim. kapuskalar, karnabaharlar, brokoliler…kekler de aldı nasiplerini, üzümlü pişiyorlar.

karnabahar, kıvamlı çorba sevenler için uygun bir sebze. un filan kavurmadan gayet güzel koyuca bir çorba oluyor. isteyen süt ilavesi ile seyreltebilir. bana kalırsa bu çorbanın en kritik malzemesi muskat. cevzi-bevva da denen muskat ile ilgili bakınırken biraz şaşırdım doğrusu. ilginizi çekerse bkz: http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_Hindistan_cevizi

süt ile pişirince muskatı abartmamak gerekiyor anlaşılan:)

 

DSCF0012

******

malzemeler:

  • bir orta boy karnabahar
  • bir küçük patates
  • bir soğan
  • süt
  • zeytinyağ
  • tuz, karabiber, muskat rendesi, kırmızı biber, toz kişniş, kimyon, limon kabuğu rendesi, çok az fesleğen, çok az kuru kereviz yaprağı
  • tavuk suyu
  • üzerine,  maydanoz veya kişniş yaprakları

tarif:

soğan, karnahahar ve patates haşlanır. blender ile iyice ezilir, püre haline gelince içine süt+tavuksuyu katılır, baharatlar da eklenip pişirilir.

afiyet olsun.

çekmedik “kutsal”dan çektiğimiz kadar

bir blog açmaya karar verdiğimde niyetim sadece yeme-içme, bağ-bahçe, gezi-tozu işleri üzerine yazmaktı. işim gücüm ve diğer ilgi alanlarımı bu blogdan ayırmak kararındaydım.  işte tam da bu sebeble aylardır elimi süremiyorum bloga.

memleket gündemi tad vermiyor, huzur hiç vermiyor.

hem içerde hem dışarda süren savaşın tanığı olmak utanç verici.

kutsal sayılan herşey peşinden bu kadar acı getiriyorsa her türlü kutsaldan şüphe ediyorum.

benim bildiğim, bombadan, kurşundan, açlıktan gelen ölüm tevekkülle karşılanmaz.

en temel hakların “müzakere edilebileceği” kibri ile davranan insanların yol açtığı felaket orta yerde duruyor.

hepimize vicdan, akıl sağlığı ve ağız tadı diliyorum.

 

 

 

 

 

kek olsun, turta olsun bana mutfak olsun…

önceden söyleyeyim, aşağıdaki yazılar biraz “sayıklama” tadında. ama tariflerin malzeme oranları denenmiş ve nispeten iyi sonuç vermiş olanlar.  illa turta deneyecekler varsa http://www.food52.com/ sitesine, olmadı http://www.joyofbaking.com/ sitelerine de  bakmalarını öneririm.

pastalardan devam ediyorum. sünger kek pişirmeye and içtim bi kere. bir önceki yazımda anlattığım vişneli pastanın keki gayet güzel olmuştu. bu seferkinde un ve nişastayı karıştırarak denedim. bu da gayet iyi oldu. (kekin tarifi en altta) pasta keki denemeleri arasında bir tanesini büyük bir kek kalıbında pişirdiğim için sünger kekten çok kalınca bir bisküvi  görüntüsündeydi. dilimleyip biscotti yapmayı düşünüyorum, ama içine fındık, üzüm vs koymadığım için sade biscotti diye kimi kandırabilirim bilmiyorum. ya da küçük karelere bölüp çikolatalı puding altına koyarak ” pastane supangle”si süsü de verebilirim.   ahaliyi böyle kandırabilirim belki.

sünger kek denemeleri yerini turta hamuruna bıraktı. vişneli turtanın hamuru çok iyi oldu, fotoğrafları çekilemeden bitti. şeftalili turta denemesi pek iyi sonuçlanmadı. biraz daha çalışmam lazım. hamura tereyağını az koyayım dedim, lastik gibi bi hamur oldu, turta dediğin biraz kıyır kıyır olmaz mı?

tart hamuru malzemeler:

  • 2 ½ su bardağı elenmiş un
  • 125 gr tereyağ
  • 2 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 su bardağı buzlu su

tarif: kuru malzeme tereyağı ile iyice ezilir. ben fotoğraftaki aleti buldum, çok mutluyum, hamur soğuk malzeme ile çalışılırsa oluyor. yavaş yavaş buzlu su eklenir ve 1 saat kadar buzdolabında bekletilir.

yukarıdaki hamur açılarak turta kabına konur, üzerine yağlı kağıt, ağırlık yapması ve hamurun kabarmasını önlemek için fasulye vs konarak 10-15 dakika (200º derecede) ön pişirme yapılır. sonra yağlı kağıt alınır, rengi dönene kadar biraz daha pişirilir. üstüne meyvalar konur ve ısı düşürülerek 30 dakika pişirilir.

****************

aşağıdaki tarifin fotoğrafı yok ama unutmayayım diye blog tarihine not düşeyim dedim:) özellikle muzlusu çok iyi oldu.

malzemeler:

sünger kek:

  • 4 yumurta (sarıları ve beyazları ayrılacak)
  • ¾ su  bardağı şeker
  • 1 +½ su bardağı un
  • ½ su bardağı nişasta
  • 40 gr tereyağı (eritilmiş)
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 2 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1 limon kabuğu rendesi

fırını 180 derecede ısıtmaya başlayın. yumurtanın sarılarını şeker ile krema kıvamına gelene kadar çırpın. yumurta beyazlarını bir tutam tuz ile kar gibi olana kadar iyice çırpın. yavaşca yumurta sarılarına ekleyin, fazla karıştırmayın, erimiş tereyağını ve limon kabuğu rendesini de ekleyin. elenmiş kuru malzemeyi katın ve yavaşca karıştırın. yağlanmış/unlanmış kalıba dökün. (ben 22 cm kare cam fırın kabı kullandım) önceden ısıtılmış fırında 40-45 dakika pişirin.

mezuniyet niyetine vişneli pasta

uzun çok uzun bi ara oldu. eğer varsa hala sabırla bloguma bakanlar, en önce onlara selam olsun.

şu aralar hayat hızlı akıyor bizim buralarda. haziran ayı sınavlarla geçti. D’nin girdiği 3 üniversite sınavı, benim felsefe bahar dönemi sınavlarım derken, e bi yandan da hayat durduğu yerde  durmuyor habire bi numaralar peşinde, koşturup gidiyoruz.

D. artık lise mezunu. haliyle gündemi mezuniyet balosu.  bu mezuniyet balosu ne acayip işmiş. çocuğa yardım etmek gerek.  F. ile evlenirken nişan-düğün dernek işlerine hiç bulaşmadığımız için bu işler biraz nakıs bende.  tek başıma altından kalkamayacağımı anlayınca derdime derman olabilecek canım arkadaşım A. yı aradım. e çocuk eline doğmuş, kıyamadı tabii, koştu geldi. dükkan dükkan gezdik; saatlerce dolandık istanbul’un “abiyecilerini”.  bambaşka bir dünya, bambaşka bir dil. unuturum zamanla ama şu aralar hakimim abiye jargonuna. sorun söyleyeyim; uzun elbisede boy ne olmalı, ayakkabı gözükmeli mi, gözükmemeli mi? drape ne menem bişeydir, elde yapılanı makbul müdür değil midir? tezgahtarlar benden iyi biliyordu bizim kızın mezuniyet gününü, elbise modeli, rengi, hangi okul olduğu filan not edilirmiş meğer, o gece aynı elbise ile salınan kızlar olmasın diye, daha neler neler.  öğrendim  yani bi sürü şey…

ama en nihayetinde  bizim kız öyle güzel, öyle zarif oldu ki, baktıkça gözlerim doluyor. iyi ki doğmuş, iyi ki benim defne dalım olmuş:)

bu yazıya bir pasta tarifi geliyor.  D.nin mezuniyeti ve benim de A.Ü Felsefe bölümü birinci yılımın bitmesi şerefine…(ikinci dönem matematik dersi koymasalar yine şahane bi ortalama ile bitecekti dönem ama n’apalım matematik dersini koyan yetkililere de selam olsun)

bu pasta işi biraz devam edecek buralarda. bir sonraki yazıya saklayayım, bir acayip planlar peşindeyim.

VİŞNELİ PASTA

malzemeler:

sünger kek;

  • 4 yumurta (sarıları ve beyazları ayrılacak)
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 +½ su bardağı un
  • ¼ su bardağı erimiş tereyağı
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 2 çay kaşığı kabartma tozu
  • limon kabuğu rendesi
  • bir tutam tuz

kreması;

  • ½ su bardağı un
  • ½ bardağı buğday nişastası
  • ½ su bardağı şeker
  • 1 yumurta
  • vanilya (mümkünse vanilya çubuğunun bıçakla sıyırılarak çıkarılmış içi)
  • vişne (dondurulmuş kullandım.çözüldü ve suları süzüldü)

tarif:

fırını 180 derecede ısıtmaya başlayın. kek için; yumurtaların sarılarını şekerle krema haline gelene kadar çırpın. beyazlarını da bir fiske tuzla kar gibi olana dek çırpın. tahta bir kaşıkla yavaşca birbirine karıştırın. erimiş tereyağını da ekleyin. bir kere daha karıştırın, bu aşamada fazla kurcalama iyi olmuyor, malzemeyi söndürmeden yapmalı karıştırma işini. un, kabartma tozu, karbonatı birlikte eleyin ve yumurtalı karışıma aktarın. yağlanmış -(çok hafifçe unlanmış) kalıba dökün. bir iki kere kalıbı tezgaha vurun, hava kabarcıkları çıksın. önceden ısıtılmış fırında 30-40 dakika pişirin. fırından aldıktan sonra biraz soğumasını bekleyip, kalıptan çıkarın ve tel bir ızgara üzerinde soğumaya bırakın.

kremanın tarifi;

bu kısım kolay, un ve nişastayı az bir sütle çırpın, pürüzsüz hale gelince yumurtayı ekleyin çırpmaya devam edin. şekeri, vanilyayı ekleyin ve muhallebi gibi pişirin. çok katı olursa ben biraz süt ekleyerek daha kıvamlı getiriyorum.

soğuduktan sonra ortadan ikiye kestiğiniz sünger kekin arasına kremayı sürün ve vişneleri koyun. isterseniz kekin üzerini de krema ile kaplayabilirsiniz, sadece pudra şekeri de serpilebilir.

afiyet olsun.

kipper…

kipper’ın döngüsü kış mevsimine ayarlıydı. aralık ayının son haftasında doğmuş.  12 sene önce bize geldiğinde şubat ayıydı. küçücük kahverengi bi yumak. evler, mekan duygusu gelişmemiş yavrulara zor zamanlar yaşatır. hemen ona özel bi bölüm ayarladık. su, minder ve bolca gazete kağıdı. ilk zamanlar çok sık beslendi, bebek ya henüz. uyku ve yemek sonrası gözümüz üstünde, gazete kağıtlarının üstüne yaptıkça çişini kakasını, aman bizde bi sevinme, bi övme, bi yere göğe koyamama…cin gibi kız, anladı tabii hemen yapılması gerekeni. sonra çişli gazete kağıtları terasa taşındı, yemek ve uyku sonrası kipper da terasa. ikinci aşamadan sonra dışarısı-içerisi fikrine nail oldu. bu sırada aşamalı olarak evi de keşfetti, en sevdiği yer tabii ki D’nin odası ve yatağı oldu. otorite ya da “sürüsünün” lideri kabul ettiği F. ile düzeyli bi ilişkileri vardı biraz da mesafeli. bu sayede yataktan kanepeden indirmek için “f. geliyor” tehdidi hep işe yaradı.

biz nerdeysek kipper da oradaydı. yaz – kış. hayvansever otellere müteşekkirim. ama en sevdiği tatiller tekneli, denizli olanlardı. taaa uzak zamanlardan bi yerlerden avlanmayı, gölden yakalayıp getirmeyi hatırlıyor olmalı…bayılırdı yüzmeye. neşeli, hareketli bi mizacı vardı. bizimle gelemediği yaz tatillerinde anneanneye gönderilen torun misali Akbük’de kalmışlığı da oldu.

gençlik zamanlarında eve gelen misafirlere de bayılırdı. bu sayede türlü isimleri oldu, mesela kanada eşrafından kardeşim G.’nin oğlu D. bir aile geleneği zanettiği isimlere eklenen -han ekini yakıştırdı. kipperhan diye bilinir okyanus ötesinde bizim kipper.ailenin yaşı ileri kısmı  “kipper’ın maceraları” kitabına yetişemediklerinden bi anlam da veremediler bu isme. dolayısıyla onlar için yerinde duramayan ingiliz cockerımız “kıpır” idi. ev ahalisi  olarak kıpırıngo, kıpırşko, kıproş gibi saçma adlarla hitap ettiğimiz de oldu.

alımlı çalımlı kipper oğlanlardan oğlan beğenmedi önceleri, sonra birine gönlü düştü. elbette 5 bebeğini bir kış vakti doğurdu. hem de o senenin en çok kar yağdığı akşamında yaptı bu işi. elimiz ayağımız birbirine dolandı. teyze kadrosundan Ş. ilk ebelik denemesini yapmış oldu. bizim kız, bebeklerin kordonunu kesmediği gibi etrafındaki havlulara filan gömmeye çalıştı yenidoğanları.  ben internetin başında, Ş. elinde makas bebeklerin göbek kordonlarını keserek sabahı sabah ettik. neyse ki kipper plesantaları yırttı da bebekleri alıp ilk nefeslerini almaları için yardım edebildik. bütün gece sürdü doğum işi. sabah ilk iş veterinere gittik hep beraber. kipper, bebeler ve sürünün diğer dişileri.

ya hazır değildi, ya doğum çok zordu, bilmiyorum ama annelik işini çok sevmediğini biliyorum. ilk üçgün kipper bebekleri ne görmek istedi ne de emzirmek. ağzına ağızlık takıp ayaklarını tutup emzirttik zorla. emene renkli bir kurdele takma işini akıl etmeseydik, en çok beslenen en son doğan cin parçası kız yavru olacaktı. bir de  bu kurdele işi ılık pamukla karınlarının ovulması ve bağırsaklarının çalıştırılması işinde yardımcı oldu bize. İ. ve D. bu işleri sabırla ve zevkle yaptılar.

beş yavruya 2 ayı aşkın bir süre bakınca hepsinin kişilik analizleri de yapıldı elbet. ilk doğan erkek en irileriydi ve nasıl uykucuydu anlatamam. ve de her zaman temizdi. kızlardan biri titiz çıktı, sürekli kendini ve uyuduğu için direnemeyen erkek kardeşini yaladı durdu. tertemizdiler. son doğan cin parçası dişi bizi en çok şaşırtan oldu. barikatları ilk o yıktı-aştı. daha o yaşında gazete kağıdına tuvalet yapmanın iyi bişey olduğunu idrak etti.diyorum ya cin gibiydi.diğer iki oğlan sürekli birbirleri ile itişti kakıştı güreşti.  kipper 3 gün sonra insafa geldi -belki ağrıları geçti- bebekleri ağız tasması olmadan emzirdi, yaladı, temizledi. bebeklerin hepsi iyi birer yuva buldular, bir süre haber aldık onlardan, umarım hala iyi ve mutludurlar.

kipper bebeklerden sonra ameliyat oldu. zaten pek de sevdiği bi hadise olmadı bu annelik işi, kısırlaştırdığımız için çok pişmanlık duymadım dürüst olmak gerekirse.

en büyük zaafı yemek yemekti. birinin ağzının kıpırdadığını görse koşar gider karşısına oturur “bi lokma da bana vermezsen çok vicdan azabı çekersin” ifadesiyle ve de inatla beklerdi. mutfakta bi saniye ayağımın altından çekilmediği için, bi benim mutfak önlüğü bi de kipper hep aynı lekelere sahiptiler. havuç ya da salatalık soymaya başladığım an yanımdaydı, kabuktan çıkan o ilk “hırş” sesini nerde olsa duyar gelirdi.

başına işler gelmedi mi bu yemek yüzünden… geldi tabii, pirzola kemiği üst arka çenesine enlemesine takıldı, hadii koş veterinere tabii yine bi kış vakti…

fasulyeyi arka bahçeden toplarken tabii ki yine ayağımın dibinde, sonra eve geliyoruz, yıkıyorum fasulyeleri, doğramaya başlıyorum, karşımda yalvaran gözlerle oturuyor, bana da ver diye, e be kipper arka bahçe dolu, gidip ordan yesen ya…yok işte bi tuhaf yeme zaafı heralde…

kedilerle hiç anlaşamadı. kirpileri çok tuhaf bulurdu, kuşlarla pek ilgilenmedi, ama denizdeki balıkları yakalayabileceği ümidini hiç kaybetmedi. tüm eş dost akrabayla arası iyiydi en çok da ona gizliden masanın altından yemek verenlerle…

geçen sonbahar meme kanserine yakalanınca kış mevsiminin gelmesinden çok korktum. bu kış son otuz yılın en sert kışı oldu. kar durmak bilmedi, ben daha çok korktum. çok soğuk oldu… ayrılmak çok zor oldu.

bizim hanede herkes reşit…

artık evimizde herkes reşit. canım D. 2 şubatta 18 yaşına girdi.

bu bizim D. uzun zamandır doğumgünlerini arkadaşlarıyla kutluyor, gönlümüz olsun diye çekirdek aileye de bir akşam yemeği bahşediyordu. ama bu sefer 18. yaşgünü, bırakır mıyız peşini. toplandık tüm aile, 30 kişiydik. çok güzel bir gündü.

etrafımdakiler “nee 18 mi oldu” diyince farkediyorum ne kadar büyüdüğünü. benim için 1, 8, 18 farketmiyor. o hep canımın içi D.

“50 yaşında bile olsa o hep benim küçük kızım/oğlum” derlerdi de yok artık daha neler diye düşünürdüm. insan büyük konuşmamalı:)

umarım daha bir sürü onsekiz yılımız olur. aman o duymasın buradan yazayım, galiba o benim hep küçük mısır tanem olarak kalacak:)

aslında bu yazı için D.’nin sevdiği yemeklerden birinin tarifini vermek vardı aklımda, denk getiremedim.

şu günlerde denediğim tarif labneli  havuçlu kek oldu. neolitik hanım yapıp ofise getirmiş, çok güzel olmuştu. o da tarifi buradan almış.  http://smittenkitchen.com/   bu sitedeki fotoğraflardan sonra aşağıdaki fotoğrafları koymaya utanmadım mı? e biraz utandım tabii ama n’apalım artık:)

ben evdeki malzemelere göre biraz değiştirdim.

LABNELİ HAVUÇLU MUFFIN

malzemeler: (24 muffin için)

  • 2 su bardağı elenmiş un
  • 2 çay kaşığı karbonat
  • 1 çay kaşığı toz zencefil
  • 2 çay kaşığı tarçın
  • 1 çay kaşığı ince rendelenmiş muskat
  • 4 yumurta
  • 1 buçuk su bardağı şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 3 su bardağı rendelenmiş havuç
  • 1 yemek kaşığı rendelenmiş taze zencefil
  • 1 su bardağı iri  dövülmüş ceviz,
üst süslemesi için;
  • 1 paket labne peyniri (250 gr’lık olanını kullandım)
  • 2 yemek kaşığı kaymak
  • 5-6 yemek kaşığı pudra şekeri

tarif: kuru malzemeler birlikte elenir. yumurta, şeker ve sıvıyağ çırpılır, kuru malzemeler eklenir, havuç, taze zencefil ve ceviz de eklenir, karıştırılır. muffin kaplarına konur. önceden ısıtılmış fırında 190º derecede 18 dakika pişirilir. süresi az gelebilir ama gayet güzel pişti. üstü için; labne, kaymak ve pudra şekeri iyice çırpılır, buzdolabında bekletilir. kekler iyice soğuyunca, süsleme poşeti ve istenilen bir uçla veya bıçak, spatula vs ile keklerin üzerine sürülür.

afiyet olsun.